Estonya Rehberi

Tallin Gezilecek Yerler

Kuzey Avrupa’nın en turistik şehirlerinden biri olan Tallin, Estonya’nın başkenti ve yaklaşık 500 Bin nüfusuyla en kalabalık şehridir. Old town bölgesindeki eski kiliseleri, Orta Çağ sokakları ve soylu tüccar evleriyle UNESCO kültür mirası listesinde bulunan şehir, tarihindeki sayısız savaş ve kuşatmaya rağmen son 30 yılda modern bir Avrupa başkenti haline gelmiştir. Bu yazımda liman kenti Tallin’de gezilecek yerleri bulabilirsiniz.

Giriş

Yapılan arkeolojik kazılara göre Tallin’de yaşam bundan binlerce yıl önce başlamış. Deniz kenarında balıkçılıkla uğraşarak hayatta kalan insanlar, ancak 1050 yılında kale inşa ederek tamamen yerleşik hayata geçebilmişler. Şehrin varlığından yazılı olarak ilk bahseden kişi Arap haritacı Muhammad al-Idrisi olmuş. 1154 yılında “Büyük bir kale gibi görünen küçük kasaba” olarak tanımlanan şehir, kısa sürede gelişerek Hansa Birliği’ne katılmış. Ekonomik olarak geliştikten sonra Rusya ve İskandinavya arasında önemli bir ticaret limanı haline gelerek, devamında diğer Baltık şehirleriyle aynı kaderi paylaşmak zorunda kalmış. Önce Töton Şövalyeleri tarafından Hristiyanlaştırılmış, daha sonra Danimarka Krallığı’nın parçası olmuş. Bu tarihten sonra sırayla Rusya, İsveç, Danimarka, Almanya, Sovyetler Birliği ve son olarak Estonya’ya katılmış.

Şehrin tarihi oldukça uzun olduğu için yazının ilerleyen bölümlerinde yer yer daha detaylı bilgilere yer veriyor olacağım.

Gezilecek Yerler

Kuzey Avrupa’da pek çok turist Tallin, Riga ve Vilnius’ü aynı anda geziyor. Ancak Tallin’in diğer iki şehirden farkı doğrudan liman kenti olması. Bu sayede hem gemi turu yapan turistler tarafından, hem de Helsinki’ye olan yakınlığı (70km) sayesinde günübirlik olarak çok sayıda ziyaret alıyor. Şehirde geçirdiğim 5 günün sonunda şunu farkettim: Tallin, sabahları yavaş yavaş dolmaya başlayan, öğleden sonra her yerde turistlerin olduğu, akşamları ise etrafta turist göremediğim bir şehirdi.

Bana göre 1 tam gün şehir merkezini (old town bölgesini) gezip görmeye yetecektir. 2. günde ise yazının sonunda yazdığım saray ve denizcilik müzesini gezmenizi öneririm.

Viru Gate

Tallin old town bölgesinde gezmeye başlamak için pek çok nokta var. Ben şehrin sembol yapılarından biri olan Viru Kapısı ile gezmeye başladım. Burası Orta Çağlarda şehre giriş için kullanılan 8 kapıdan birisiymiş. 14. yüzyılda yapılmış ve günümüze ulaşan tek kapı olma durumunda.

Kapıların yan tarafında ise bir park var. Adı “Öpücük parkı”. 1900’lerde yapılmış ve inanılışa göre bir çift bu parkta birbirlerini öperse, uzun ve mutlu bir aile yaşantıları olurmuş 🙂

Kapıdan içeriye girdikten sonra artık Avrupa’nın sayılı korunmuş old town bölgelerinden birindeyiz. Burayı gezerken şöyle bir not almışım: “Tallin old town bölgesi fazla büyük değil. 2-3 saatte gezilebilir. Ancak gerçekten anlayarak gezmek için burada yaşamak lazım. Her yer tarihi bina ve sokak dolu”.

Bunun anlamı şu: Neredeyse her sokağın girişinde ve evlerin önünde hangi tarihinde yapıldığı, hangi tüccara ait olduğu, daha önce yaşadığı deprem, yangın vb. gibi felaketleri içeren bilgiler yazıyor (İngilizce). Örneğin yukarıdaki fotoğrafta gözüken Vene sokağında 13. yüzyılda 5 tane kilise bulunurmuş ve adı Manastır sokağıymış. Sokak üzerindeki evlerden birinin üzerinde yer alan tabelada Latince “Venerand Avoluntas (yeniden seçilebilir), 1598” yazıyor. Bu tabela geçmişte burada yaşayan ailenin arması ve sloganı. Muhtemelen geçmişte kaybedilen bir seçimden dolayı slogan olarak bunu uygun bulmuşlar.

Tallin sokaklarını dolaşmak şehirde yapılacak en güzel aktivitelerden birisi. Bazen çok kalabalık sokaklar, bazen kimsenin olmadığı bomboş sokakları rastgele keşfedebilirsiniz. Yukarıda söylediğim gibi neredeyse her ev tarihi geçmişse sahip olduğu için bunları teker teker anlatmaya gerek duymuyorum (çok fazla foto çekmişim).

St. Catherine’s Passage

Kapıdan içeri girdikten sonra biraz yürüyünce Azize Katerina pasajına ulaşılıyor. Burası pek çok turistin fark edemediği şehrin gizli yerlerinden birisi. 15 – 17. yüzyılda yapılmış küçük odalarda atölyeler bulunuyor. Dilerseniz cam eşyalar, şapka, yorgan, seramik, mücevher, ipek vb eşyaların nasıl yapıldığıyla ilgili stüdyoları görerek bunları deneyimleyebilirsiniz. Ayrıca kahve içmek için pasajın tam ortasında çok güzel cafe bulunuyor. Burası benim şehirdeki en sevdiğim yerlerden birisi olmuştu.

Eğer ilginizi çekerse stüdyolar öğleden sonra açılmaya başlanıyor. Sabahtan gitmenize gerek yok 🙂 (Vene street üzerinde bulunuyor)

Town Hall Square

Pasajın ardından old town bölgesinin merkezine çıkıyorum. Burası şehrin en kalabalık ve turistik yerlerinden. Geçmişte pazar yeri ve halka açık idamların yapıldığı, günümüzde ise çok sayıda restoran, cafe ve hediyelik eşya dükkanının bulunduğu bir meydan. Şehirdeki pek çok konser ve etkinlik burada yapılıyor. Özellikle Christmas zamanında Tallin’in en renkli yerlerinden birisi.

Meydan adını 1404 yılında inşa edilen belediye binasından alıyor. Şehir Hansa Birliği’ne katıldıktan sonra yapılan ilk şeylerden birisi buranın inşası olmuş. Yapım tarihi itibariyle Kuzey Avrupa’daki en eski belediye binası ve 700 yıldır şehrin yönetim yeri. 64 metrelik kulesi old town bölgesinin pek çok yerinden görülebiliyor. Binanın zemin katındaki değerli sanat eserleri müzesi ve kulesi, günün belirli saatlerinde turistik ziyarete açık (3 Euro). Ancak şehri seyredebilmek için daha yüksek noktaların bulunduğunu belirteyim.

Alexander Nevsky Cathedral

Meydanın ardından old town bölgesinin en yüksek noktasına çıkıyorum: Toompea Tepesi. Tallin bu tepe üzerinde kurulmuş ve gelişmiş. 1200’lerde inşa edilen kale yüzyıllar boyunca şehrin savunulmasıda kilit rol oynamış. Günümüzde kalenin çok fazla kalıntısı kalmasada, tepede görülecek birkaç yer bulunuyor. Bunlardan ilki adını Rus savaş kahramanı Alexander Nevsky (Aleksandr Nevski)’den alan katedral.

Katedral, 1900 yılında, Estonya Çarlık Rusya’nın parçasıyken inşa edilmiş. Ülkeyi “Ruslaştırma” planının bir parçası olduğu için oldukça dikkat çekici dış ve iç mimariye sahip. Ancak ülkenin ulusal kahramanı ve Tallin’in kurucusu Kalev’in -sözde- mezarı üzerinde inşa edildiği için hiçbir zaman şehir halkı tarafından benimsenememiş. Yıllar geçtikte yıkma girişimleri olmuşsa da, maddi kaynak eksikliği ve ibadet edecek çok fazla dini yapı olmadığı için gerçekleşememiş.

Seyahatim sırasında Tallin’de en fazla kalabalığı katedralin önünde görmüştüm. Çok sayıda turist grubu burayı ziyaret ediyordu. Yanılmıyorsam 30’ar kişilik gruplar halinde 5-6 farklı tur grubu görmüştüm. Katedrale ben de girdim, ancak bu kadar fazla turist çekebilecek bir yer gibi gelmedi bana nedense.

Katedralin tam karşısında ülkenin yönetildiği parlamento sarayı bulunuyor. 1918 yılında, bağımsızlık bildirgesinin ardından inşasına başlanmış ve 1922 yılında yapılmış. Fotoğrafta düz bir binaymış gibi duruyor ancak dikdörtgen bir yapıya sahip. Hatta içerisi ekspresyonist mimari tarza sahip. Yani dikdörtgen yapı tam ortadan ikiye bölünerek iki ayrı bina ortaya çıkıyor. Sağ tarafta kalan bina da kendi içerisinde bölünüyor. Enteresan bir yer anlayacağınız 🙂

Toompea tepesinde tıpkı aşağı şehirde olduğu gibi çok güzel sokaklar bulunuyor. Buraları fotoğrafladıktan sonra şehrin en popüler turist noktasına geliyorum. Şehir surların üzerinde bulunan platform, inanılmaz bir old town manzarası sunuyor. Her ne kadar şehri buradan daha yüksekte bulunan çan kulelerinden seyredebiliyor olsanız da, hiçbiri burası kadar geniş ve tüm şehri alacak şekilde değil. Üstelik ücretsiz 🙂

Old Town Walls

Tepeden tekrar şehir merkezine iniyorum. Sıradaki bahsedeceğim yer şehir surları. Tallin’in etrafı 1265 yılında surlarla çevrilmeye başlanmış. İlk olarak pagan saldırılarını savuşturmak için yapılan surlar, 1300’lü yıllarda 2.5 kilometre uzunluğa ulaşmış. Bu dönemlerde 15 metre yükseklikte 46 savunma kulesi inşa edilmiş.

Günümüzde surların toplam uzunluğu 1.9 kilometre ve 26 kule hala ayakta. Bunların bazıları müze olarak hizmet veriyor. Özellikle surların hala ayakta olması Tallin’i Avrupa’nın en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden birisi yapıyor.

Estonian History Museum

Estonya tarih müzesi, 1410 yılında inşa edilen Tallin’in en seçkin binalarından birinde hizmet veriyor. Geçmişte Hansa tüccarlarının kullandığı bina, büyük partilerden mahkeme işlerine kadar çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yaparmış. 19. yüzyıllada şarap mahzeni ve borsa binası olarak kullanıldıktan sonra, 1952’de tarih müzesine dönüştürülmüş.

Müzede tarih öncesi dönemlerden 20. yüzyıla kadar Estonya’nın tarihi anlatılıyor. 11 Bin yıllık ülke tarihi, sergilenen objelerin yanı sıra; filmler, uygulamalı gösterimler ve bol bol yazıyla ziyaretçilere anlatılıyor.

Benim en çok ilgimi çeken bölüm zemin kattaki (eski şarap mahzeni) silah ve zırh koleksiyonu oldu. Ayrıca geçmişten günümüze Estonya’da kullanılan paraların sergisi de oldukça ilgi çekiciydi. Müzeye giriş fiyatı 6 Euro.

Museum of Occupations

Şehrin old town bölgesinde anlatacağım yerler bu kadardı. Tekrar hatırlatmam gerekirse çok sayıda sokak, ev, kilise vb. var. Hepsinin önünde tarihiyle ilgili bilgiler bulunuyor. Her yeri anlayarak gezmek isterseniz burada yaşamanız gerekir 🙂 Turist olarak hoşunuza giden evlerin önünde ve sokaklarda fotoğraf çekmek yetecektir bana sorarsanız. Özgürlük meydanının önünden geçerek, Toompea tepesinin aşağısında bulunan işgal müzesine sıra geldi.

Müzede 1940 – 1991 yıllarında Estonya’nın Sovyet, Nazi ve tekrar Sovyetler tarafından işgal edilişi konu alınıyor. O dönemden kalan bazı eşyalar sergilenerek, savaş ve şehir hayatı anlatılıyor.

Müzede sergilenen obje sayısı çok az. İşgal yıllarıyla ilgili bilgiler daha çok yazılarla anlatılıyor. Giriş fiyatı 6.50 Euro.

Eğer ilgilenirseniz şehirde ayrıca KGB Müzesi ve KGB hapisanesi var. Müze binası yazının en başında yazdığım Viru kapısının gerisinde, Viru Otelinin içerisinde bulunuyor. Ancak doğrudan ziyaret yapılamıyor. Önce telefon/mail ile ön rezervasyon yapılması gerekiyor. Daha sonra içerisi turla geziliyor (pek çok kişi tavsiye etmiyor gezilmesini). Hapisane ise şehrin başka bir bölümünde bulunuyor. 1941 yılında İçişleri komiserinin emriyle bir binanın bodrum katı hapisaneye çevrilmiş ve devlet düşmanlarının Sibirya’ya gönderilmeden önce sorgulanarak işkence gördükleri yermiş. Eğer ilginizi çekerse buraları ziyaret edebilirsiniz ancak Kuzey Avrupa şehirlerinde bunlardan çok daha iyi KGB müzeleri bulunuyor. Bu nedenle zamanınızı birazdan yazacağım yerlerde değerlendirmenizi öneririm.

Kadriorg Art Museum

Tallin’in old town bölgesi dışında görülebilecek birkaç yer bulunuyor. Bunlardan ilki, Avrupalı ressamların 15-20. yüzyıllar arasında yaptıkları eserlerin sergilendiği Kadriorg sanat müzesi. İşin müze kısmı belki pek çoğunuzun ilgisini çekmeyebilir, ancak özellikle binayı ve onu çevreleyen geniş parkı mutlaka görmenizi öneririm.

Kadriorg Sarayı, Büyük Kuzey Savaşı’nın ardından Rus İmparatorluğu’nun aldığı galibiyetin şerefine, Çar I. Petro (Büyük Petro) tarafından karısı Çariçe I. Katerina’ya hediye olarak yaptırılmış. Petro, Rusya’yı Avrupa’da söz sahibi ülke haline getirdikten sonra Fransa’nın Versay Sarayını gölgede bıraktıracak çok sayıda yazlık saray inşa ettirmiş. 1725 yılında yapılan Kadriorg Sarayı bunlardan en abartılı olanı, çar olunca yapılacak ufak şımarıklıklardan biri 🙂 İtalyan tarzındaki saray ve bahçesi 1725 yılında yapılmış. Şimdi sözü fotoğraflara bırakalım:

Parkı ve sarayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Seaplane Harbour

Tallin ile ilgili anlatacağım son yer, şehrin en çok ziyaret müzelerinden olan denizcilik müzesi. Eski bir deniz uçağı hangarında hizmet veren müzede, eski yelkenli gemilerden yük, yolcu ve savaş gemilerine kadar 100 gemi sergileniyor. Bu gemilerin anlamı oldukça büyük çünkü cumhuriyetin ilk defa ilan edildiği 1918 yılı ile 2018 arasında yapılmışlar. Yani 100 yılı kapsayan 100 gemi…

Müzenin ana binasında tüm gemilerin tarihi ve ne amaçla kullanıldığıyla ilgili bilgileri bulabilirsiniz. Ancak içeride sadece gemiler yok. İlk yardım helikopteri -ki ben hayatımda ilk defa bir helikoptere bindim-, tank, uçak, ücretsiz kullanabileceğiniz uçak simülatörü ve çeşitli oyun alanları bulunuyor. Tam eğlence üzerine kurulu. Özellikle uçak simülatörü müzenin en popüler şeylerinden birisi. Eğer çocuklardan sıra bulabilirseniz kullanırsınız 🙂

Hangarı arka tarafında 1914 yılında Almanya’da yapılan “Suur Toll” isimli buzkıran gemisi ziyaret edilebiliyor. Savaş öncesi yapılan bu gemi, eskiden dünyanın en güçlü buzkıran gemisiymiş. 1985 yılına kadar Rusya, Finlandiya, Sovyetler Birliği ve Estonya tarafından kullanılmış.

Gemi içerisinde güverte, kaptan köşkü, mutfak, yemek odası, subay odaları, kazan dairesi vb. her yer gezilebiliyor. Her bir odanın İngilizce açıklaması olması ve kaptanlarla subayların kısa hayat hikayeleri gezmeyi oldukça kolay ve keyifli hale getiriyor. Ben hem müzeyi, hem de gemiyi oldukça beğenmiştim. Giriş fiyatı 14 Euro.


Özet

Estonya’nın başkenti Tallin’de gezdiğim yerler bu kadardı. Tekrar hatırlatmam gerekirse old town bölgesini 3 saatte gezebileceğiniz gibi, haftalarca gezeniz yine bitiremeyeceğiniz bir yer olacaktır. Çünkü çok fazla tarihi ev ve sokak bulunuyor. Bu tam olarak gezmekten ne anladığınız ile ilgili bir durum. Bana sorarsanız turist olarak 1 gün old town bölgesinde, 1 gün de yazdığım saray ve denizcilik müzesinde geçirilebilir.

Tallin’e seyahat edeceklere şimdiden iyi seyahatler dilerim!

Kaynaklar:

Yazı kaynağı: https://www.sahindogan.com/tallin-gezilecek-yerler

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et